Kent tarih öncesinde günümüz Selçuk-Çamlık karayolunun batısında, şimdi karada
kalan bir yarımada üstünde kuruluyor. İ.Ö.2. binde kentin surlarla çevrelenmiş
biçimde Ayasuluk tepesi üstüne taşındığı yine kazılar yoluyla anlaşılıyor. Hitit
çiviyazılı metinlerine göre bu yerleşimin Arzawa krallığının merkezi olan Apasas
olması gerekiyor. St. Jean Kilisesi önünde elegeçen Miken mezarı, kentin 2. bin
sonunda dış göç aldığının bir göstergesi.
Anadolu’nun yerli halkından oluşan Ephesos, İyon göçleri sırasında Ayasuluğ
çevresinde, Artemis tapınağı ile birlikteydi. Günümüzdeki stadium çevresine
konan İyon göçmenlerinin önderi Androklos’un kral Kodros soyundan gelmesi
İyonlar için tipik bir söylence. Yerli halkla bütünleşen girişken, gemici
İyonlar, Artemis tapınağı çevresindeki kenti kısa sürede elegeçirmiş olmalılar.
Pers işgalinden sonra büyük İskender’in ardından Lysimakhos, kenti 8
kilometrelik surlarla çevrili yeni yerine, Bülbül Dağı ile Panayır Dağı arasına
taşıyor. Günümüzde gezilen şehir İ.Ö. 3. yüzyıl ile İ.S.6. yüzyıl arasındaki tüm
evreleri içerir. Hıristiyanlık tarihinde İncil yazarı Havari Yuhanna’nın kente
Meryem’le gelmesi ve Küçük Asya eyaletinin belli başlı kentlerine seslenen
betikler göndermesi, Aziz Paulos’un ziyareti nedeniyle "Tanrının ikinci
eyaleti"nin en önemli kenti sayılmış. 6. Yüzyılda Ayasuluk tepesine yapılan
Havari Yuhanna Kilisesi yüzünden kentleşme buraya yönlenmiş, limanın çamurla
dolmasının ardından kentin ticaret yaşamı ise Neapolis adıyla kurulan
Kuşadası’na kaymış. Aydınoğulları Ayasuluk’u 1304 yılında elegeçirdiler..
1426 yılından itibaren de Osmanlı topraklarına katıldı.
İşte böylesine uzun, görkemli ve aynı zamanda çileli bir tarihin izlerini
görecek; yani binlerce yıllık bir maceraya tanıklık edeceksiniz.
Şimdi buyurun tarih içinde bir yolculuğa! Önce Türkiye’nin en zengin
müzelerinden biri olan Efes Müzesi’ni ziyaret edelim ve ardından gezimize
şimdiki Selçuk kent merkezi içindeki kalıntılardan, Ayasuluk’tan başlayalım.
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Selçuk’taki Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin en önemli ve en çok ziyaret edilen
müzelerinden birisidir. Ayasuluk ve Efes’ten buluntuların sergilendiği müzede
antik kenti gezerken yerinde göremediğiniz bir çok eseri göreceksiniz. Antik
kentle ilgil imajın zenginleşmesi için mutlaka zaman ayırmalısınız.
AYASULUK TEPESİ
Selçuk kent merkezine yürünerek çıkılacak uzaklıktaki Ayasuluğ Tepesi'nde Selçuk
Kalesi yer alıyor. Hristiyan efsanesi havarilerden Aziz John’un ( St. Jean, Aziz
Yahya ) bu tepenin eteklerinde yaşadığını ve İsa’dan 50 yıl sonra da burada
öldüğünü söylüyor. Mezarının bulunduğu yere IV. yy’da bir kilise yapıldı. Bugün
kalıntılarını gördüğümüz katedral ise 6. yüzyılda imparator Justinianus
zamanında yapıldı. Katedral Ege’deki en önemli Hristiyanlık anıtı sayılıyor. 6
Kubbeli, 130 m. Uzunluğundaki haç planlı anıtsal yapının taşlarının ve
mermerlerinin bir kısmı yıkılan Artemis Tapınağı'ndan alınmış.Kapı girişini
süsleyen Truva kahramanı Achille'nin ( Aşil ) kabartması buradan çalındı. Şimdi
Londra'daki Wobburn Abbey Kilisesi'nde. Mezar odasındaki Aziz Yahya'nın mermer
mezarı da hıristiyanlarca kutsal sayılıyor. Mezardan çıkan tozun hastalıklara
iyi geldiğine inanılıyor. İnananlar mezarın üzerindeki toprağın nefes alır gibi
kalkıp indiğini gördüklerini söylüyorlar. Kilise avlusundaki terastan Selçuk'u,
Artemis Tapınağı'nı ve Ege dinizi'ni birlikte kapsayan panoramik bir manzara
seyredebilirsiniz. Çok etkileyicidir.
Tepeyi çeviren surlar Erken Hristiyanlık Dönemi’nde stadionun taşları ile
yapıldı. Tepenin altındaki İsa Bey Camisi (1375) Selçuklu taş işçiliğinin güzel
bir örneğidir. Selçuklu döneminden kalan türbeyi de kent içinde göreceksiniz.
Kent içinde kalan su kemerleri ise Bizans eseri.
ARTEMISION
Kuşadası yolunda Artemision levhasından dönerek dünyanın yedi harikasından biri
sayılan Ephesos Artemis Tapınağı’nın bulunduğu yere ulaşılır. İonlar
geldiklerinde yerli halkın Ana Tanrıça Kybele’ye tapındıkları bu kutsal alanda
ilk sunağı MÖ. 700 yılında yaptılar. Sonra kent büyüyüp zenginleşince çok büyük
bir tapınak yapmaya giriştiler. Bu muhteşem tapınaktan günümüze sadece tek bir
sütun kalabildi. Tapınak 55 x 115 m. boyutlarında, 127 sütunlu İon tarzında
yapıldı. Burada "yapıldı" diye bir kelimede özetlediğimiz tapınağı yapılması ise
bu kadar kısa sürmedi. Tam 120 yılda bitirildi. (MÖ. 150) Görkemli tapınağın
ömrü 200 yıl sonra bir akıl hastası tarafından yakılarak sona erdirildi. Eski
kent alüvyonların altındadır, toprağın üzerinde kalan tek şey de Artemision’un
sütunudur.
Büyük İskender Ephesos’a geldiğinde tapınağı yeniden yapmak istedi, ama kentin
onuruna düşkün halkı bu lütfu kabul etmedi ve kendileri yapıma başladı. Eski
plana uygun olarak yapılan yeni tapınak 13 basamaklı bir podyum üzerinde 2.68 m.
yüksekliğindeydi. Hellenistik Dönem’de yapılan bu tapınak da dünyanın yedi
harikası arasında yerini aldı. MS. 263’te Gotlar tarafından yıkıldı. Burada
altın ve fildişi eserler bulunmuş ve sunak ortaya çıkarılmıştır.
YEDİ UYUYANLAR
Meryem Ana’ya giderken Panayır Dağı eteğinde, Hristiyan olan yedi gencin
baskılar karşısında saklandıkları ve 200 sene uyuduktan sonra uyandıkları mağara
görülebilir. Gençler normal ölümle dünyadan ayrıldıklarında da buraya
gömülmüşler.
Yedi Uyuyanlar Anadolu’da yaygın bir efsanedir. Hem Müslüman hem de Hristiyan
kültürlerinde yaşar. Gezi’de diğer bölgelerde de Yedi Uyuyanlar’a
rastlayacaksınız, değişik dini inançlara göre biraz farklılaşmış aynı öyküyü
bulacaksınız.
MERYEM ANA EVİ
Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören
yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi
Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da
kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.
Kilise’nin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik
Meclis’in "Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna" karar vermesi ile
de bağlı olabilir. Evin bulunuşu da ilginçtir. 1800'lü yılların başında
Catherine Emmerich adında ermiş bir Alman kadın ömründe doğduğu yöreden hiç
ayrılmadığı halde Meryemana'nın evinin yerini tarif eder. 1891'de Henry Jung
yönetiminde bir heyet Ermiş Catherine'in tarif ettiği evi aramak üzere Selçuk'a
gelir.Bülbül Dağı'nda buldukları yıkık manastır ermiş kadının tarifine tıpatıp
uymaktadır. O güne kadar Kudüs'te olduğu varsayılan Meryamana'nın mezarının bu
yeni yeri Papalık tarafından da onaylanır. Katolikler'in bu inancına karşın
Ortodokslar Meryemana'nın Kudüs'te öldüğüne inanıyorlar.
Aladağ üzerindeki bu küçük kilise (şapel) Hristiyan dünyasınca kutsal sayılan
başlıca ziyaret yerlerinden biridir. Burayı ziyaret eden Hristiyanlar "Hacı"
olurlar.
Katolik Papa VI. Paul ve Papa Jean Paul’un ayrı zamanlardaki ziyaretleri ile ünü
daha da artmıştır. Her yıl 15 Ağustos’da düzenlenen Meryem Ana ayininin geleneği
1800’lü yılların başına kadar uzanmaktadır. Ayrıca her gün 07.30 ve pazar
günleri de 10.30’da ayin düzenlenmektedir.
Meryemana Evi Selçuk-Aydın karayolundan 7 km'lik bir asfalt yolla, Efes'in
Magnesia Kapısı'nın önünden geçerek ulaşılıyor. Yol üzerinde bir çok dilde
yazılmış açıklayıcı panolar var. Bugün gördüğümüz küçük kilisenin ( Şapel )
yeniden inşa edilmiş halidir.atak odasının duvarlarında Kuran'da geçen meryem ve
İsa ile ilgili yedi sureden ayetler çeşitli dillerde yazılmış olarak görülüyor.
Odanın pembe mermerlerinin altından geçen kaynak suyu şifalı sayılıyor. Yapının
önündeki düzlüğün hemen altındaki terasta bulunan çeşmelerden içilebiliyor.
Çeşmelerin önündeki ağaç da dilek ağacı sayılıyor. Ama bu ağaca çaput
bağlanmıyor. Dilekler modern zamana uymuş, sakız yapıştırılıyor.
EPHESOS
ANTİK KENTİ
Şimdi antik Ephesos kentini dolaşmaya başlayabiliriz. Ören yerinin iki girişi
var, birisi ve asıl kullanılanı na Kuşadası yolundan, diğerine ise Meryem Ana’ya
çıkış yolundan gidiliyor.
Magnesia kapısından (üst kapı) girince önünüze Doğu Gymnasion’u çıkıyor. Hamamı,
palaestrası (güreş ve beden eğitimi yapılan yer), geniş avlusu ve ders salonları
ile bir kompleks oluşturur. Biraz ileride solunuzda yanlışlıkla "Lukas Mezarı"
denilen anıt mezar, daha ilerisinde de iki çeşme kalıntısı görülür.
DEVLET AGORASI
Devam edildiğinde 160x56 m. ölçülerindeki Devlet Agorası’na varılıyor. Agora’nın
ortasında Mısır Tanrıçası İsis adına yapılmış tapınağın temelleri görülebiliyor.
Bazilikanın kuzey yönünde odeion (müzik salonu) bulunuyor. Odeionun sağındaki
kalıntılar Varius hamamlarıdır.
Odeion’dan batı yönüne ilerlediğimizde üç tarafı sütunlu avlu ile çevrili iki
küçük tapınak görülür. Tapınaklar Augustus ve Roma’nın kurucu
Tanrıçasına adanmışlardır. Tapınakların batısında kentin devlet işlerinin
görüldüğü prytaneionda kutsal ateş yanardı. (Efes müzesi’ndeki iki Artemis
heykeli burada bulundu.)
Devlet Agorası’nın güneybatı köşesindeki çeşmenin ön yüzünü süsleyen
heykellerini çoğunu müzede görebilirsiniz. Yan tarafında 50x100 m. ölçülerindeki
sekiz basamaklı tapınak İmparator Damition için yapılmıştı. Tapınağın terasının
doğusunda dükkanlar sıralanmaktadır. Buradaki meydan Domition Yolu ile Küretler
Caddesi’ne bağlanmaktadır. Yolun üzerinde kemeri görülebilen anıtsal çeşme ile
Gaius Memmius anıtı yer almaktadır.
KÜRETLER CADDESİ
Memmius Anıtı’ndan başlayıp Celsus Kütüphanesi’ne doğru eğimli cadde Küretler
Caddesi’dir. Herakles Kapısı’ndan aşağıya doğru inildiğinde sağınızda Trajan
Çeşmesi görülür (MS. 102-114). Cadde üzerindeki önemli bir yapı da Hadrian
Tapınağı’dır. Yazıtından MS. 117-138 yılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Tapınak sonradan yıkılmış ve MS. IV. yy’da restore edilmiştir. Portikonun iç
duvarında göreceğiniz dört kabartma süs alçıdan yapılmış kopyadır. Asıllarını
müzede görebilirsiniz. Tapınağın arkasında göreceğiniz Scholastika Hamamları MS
10 yıllarında yapılmış, IV. yy’da restore edilmiştir.
YAMAÇ EVLERİ
Hadrian Tapınağı karşısında, Küretler Caddesinin Bülbül Dağı yamaçlarında,
zenginlere ait yamaç evlerinin restore edilmiş halini ziyaret edebilirsiniz. MS.
1. yy’a ait bu evlerin bazıları dört kata kadar çıkıyordu. Evlerin zeminleri
mozaiklerle, duvarları da freskler ve heykellerle süslenmişlerdi.
Sadece döneminin değil, bugünün mimari uygulamaları açısından da son derece
mükemmel olan evlerde sıcak ve soğuk su kullanılıyor, duvarlardan geçirilen künk
borularla bütün evlerin ısıtılması sağlanıyordu. Evlerin zemin katlarında
misafirler için büyük bir salon, mutfak, banyo, üst katlarda ise yatak odaları
bulunuyordu. Evlerin ortası aydınlık ve ferahlık hissi uyandıran açık mekanlarla
değerlendirilmişti.
2 adada yapılan kazıların birincisinde ortaya çıkarılan evlerde taşınabilen
bütün eşyalarla, mozaik ve freskler sökülerek müzeye taşındı. 2. adada bulunan 6
evin ikisinin koruma çatısı tamamlandı ve ziyarete açıldı. 1. adadakilerden
farklı olarak bu iki evde mozaik, fresk ve eşyalar yerlerinde bırakıldı.
Böylelikle evlerin mimari etkileyiciliği kadar, dekorasyon açısından
mükemmelliği de gözler önüne serilmiş oldu. Bu iki eve, Skolastika Hamamı’nın
karşısındaki merdivenli sokaktan ulaşılabilir.
Evlerin alt tarafında anıt mezar ve Bizans Çeşmesi kalıntıları bulunmaktadır.
Küretler Caddesi ile bugün de güzelliğini görebildiğimiz mermer caddenin
kesiştiği yerde MS. 1.yy’da yapılıp, V. yy’da restore edilmiş olan "Aşk Evi"
kompleksi yer alıyor.
Mermer caddenin başında, Küretler Caddesi ile kesiştiği yerde restore edilerek
ayağa kaldırılmış bulunan, antik kentin en güzel yapısı denilebilecek iki katlı
Celsus Kitaplığı yer alıyor. MS. 110 yılında yapılan kütüphanenin döneminin en
zengin kitaplıklarından biri olduğu biliniyor.
Hellenistik dönemde yapılmış Ticaret Agorası 110x110 m. boyutlarındadır. Kuzey
yönü dışında üç yanı dükkanlarla çevrilmiştir. Neron döneminde genişletilmiştir.
Ticaret Agorası’nın arka tarafında Serapis Tapınağı bulunmaktadır (MS. 138-192).
Bizans Çağı’nda kiliseye çevrilmiştir.
TİYATRO
Panayır Dağı’nı dayanmış 24.000 kişilik tiyatro Hellenistik Dönem’de yapılmaya
başlanmış, İmparator Claudius zamanında (MS. 41-45) genişletilmiş ve Traian (MS.
98-117) döneminde tamamlanmıştır. Bugünkü gözkamaştırıcılığı tiyatronun
yapıldığı dönemdeki ihtişamını ortaya koyuyor.
ARCADIANE CADDESİ
Tiyatronun önünden başlayarak limana (Efes eskiden liman kentiydi.) kadar uzanan
cadde 11 m. genişliğinde ve 600 metre uzunluğundadır.
Aslında Hellenistik Dönem’de yapılmış fakat Arcadius döneminde yenilenerek onun
ismiyle anılmıştır. Caddenin iki tarafında mozaik döşeli yaya yolu vardı.
Sütunlar arasında da dükkanlar yer alıyordu. Ortasında dört sütunlu bir anıt
yükseliyordu. Cadde liman kapısı ile sona eriyordu.
Caddenin kuzeyinde spor tesisleri yer alıyor. Tiyatro tarafında kısmen ortaya
çıkarılmış olan Tiyatro Gymnasionu, sağında boydan boya Liman Gymnasionu ve
hamamlar uzanmaktadır. Gymnasionun arkasında IV. yy’da yapılmış Meryem Ana
Kilisesi bulunur. Kilise ayrı zamanlarda yapılan üç kilisenin eklenmesiyle
oluşmuştur. Bazilikanın doğusuna din adamlarının konutları yapılmıştı. Atriumun
kuzeyindeki baptisterium (vaftiz yeri) iyi durumda görülebilmektedir. İsa’nın
Tanrı’nın oğlu olduğuna resmen karar veren Ekumenik Meclis 431 yılında bu
kilisede toplanmıştı.
Kuşadası yolu tarafındaki kalıntılar Sarhoşlar Hamamı’na aittir. Biraz daha
ileride Neron döneminde yapılan ve günümüze doğu kapısı ulaşabilen stadion
bulunur. Sonraki yapı Vedius Gymnasionu MS. 150 yılında zengin Vedius Antonius
tarafından yaptırılmıştır. Gymnasion ve hamamı Efes’in en iyi korunmuş
yapılarından biridir.
EFES’İN KURULUŞ
ÖYKÜSÜ
Efes’in kuruluşunun öyküsünü tarihin ilk büyük coğrafyacısı Strabon’dan
öğrenelim:
Efsanevi kral Kodros’un oğlu Androklos ve arkadaşları Anadolu topraklarında kent
kuracak uygun yer aramaktadırlar. Bunun için Apollon kâhinine başvurdular. Kâhin
onlara kentin yerini bir balık ve domuzun gösereceğini söyledi.
Androklos ve arkadaşları o yöne bu yöne at koşturuyorlar, yeri arıyorlardı. Bir
gün balık avladılar ve pişirmek için ateş yaktılardı ki, balığın biri sıçrayıp
çalılıkların arasına düştü. Ateşten ve balıktan ürken bir domuz fırlayıp koşmaya
başladı. Androklos atına atlayıp domuzun peşine düştü. Pion (Panayır) Dağı’nın
eteğinde vurup domuzu düşürdü. Ve o an kâhinin söyledikleri aklına düştü. İşte
kehanet gerçekleşmiş balık ve domuz kentin kurulacağı yeri göstermişlerdi.
Kral Kodros buyurdu ve kent oraya kuruldu.