Söğüt, Ertuğrul Gazi tarafından bir kuşatma ve mücadele sonucunda 1232
yılında Bizanslılardan alınmıştır. Ertuğrul Gazi Türbesinin de içinde bulunduğu
ilçe önemli bir turizm merkezidir.
Osmanlı Devleti rüyalarla müjdelenmiş, Allah dostlarının haber verdiği ve
kurulması için her türlü manevi destekte bulunduğu bir kutlu devlet idi. Bütün
tarihçiler, Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi’nin gördükleri rüyaları naklederek,
devletin İlahi bir takdirin tecellisi olduğunu, Kayı Boyu’nun bu bilgi ve şuurla
ısrarla Söğüt’e yürüdüğünü yazıyor. 400 çadırlık veya 400 askerli bir aşiretin
Asya’dan yola çıkarak, yıllarca süren bir yürüyüşle, önce Ahlat’a, oradan Ankara
yakınlarına ve sonunda Söğüt’e kadar uzayan yolu, aslında bir cihan devletine
uzanıyordu.
Ertuğrul Gazi, 92 yıllık hayatında hep bu şuurla yürüdü Söğüt’e. Yolda, iki
kardeşi babalarının Fırat’ta boğulması üzerine geri dönmesine rağmen, Ertuğrul
Gazi, neslinin büyük bir cihan devleti kuracağını bilerek geldi Söğüt’e.
Söğüt, Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir uç beldesi, Bizans’ın kapı komşusu idi.
Selçuklu Sultanı, ordusunun zor anında yetişmesinin mükafatı olarak Ertuğrul
Gazi’ye Söğüt’ü gösterirken, belki buradan bir cihan devletinin doğacağını
düşünmemişti. Selçuklu Sultanı, Kayı Boyu’na yaylak olarak da Domaniç yaylasını
verir. O gün, bugün Kayı Boyu ve Yörükler, yayladan iniş zamanı olan Eylül
ayının ikinci haftasında ataları Ertuğrul Gazi’ye bağlılıklarını bildirmek ve
vefatından sonra da Fatihalarla ziyaret etmek maksadıyla Söğüt’e gelirler.
Ataları Ertuğrul Gazi’nin kendilerine ikram ettiği şifalı pilavı da her sene
pişirmeye devam ederler.
Kur’an-ı Kerim’e hürmet
Tarihçiler, Ertuğrul veya Osman Gazi’nin, Şeyh Edebali’nin evinde bir ziyaret
esnasında, sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’e hürmeten ayakta durduğunu ve Devlet-i
Aliyye’nin bu hürmetin mükafatı olarak Allah tarafından verildiğini yazarlar.
Ertuğrul Gazi, vefatına yakın Kayı Boyu’nun ileri gelenlerini toplayarak kendi
yerine hangi oğlunun geçeceğini kararlaştırmak istedi. Osman Gazi’nin kendinden
önce üç büyük kardeşi olmasına rağmen, Kayı Boyu’nun ileri gelenleri Osman
Gazi’yi Bey seçtiler. Kayı Boyu’nun manevi ışığı Şeyh Edebali de bu seçimi doğru
bulan bir Allah dostu idi.
Tarihî vasiyet
Ertuğrul Gazi, oğlu Osman’a tarihi bir vasiyet söyledi:
Bu sözler, Türk büyüklerinin alimlere ve Allah dostlarına ne kadar bağlı
olduğunun bir delili olarak, 719 yıldan beri dilden dile geliyor.
Gazi’nin rüyası
Osman Gazi, Şeyh Edebali’nin Bilecik’te yüksek bir tepenin üstündeki tekkesinde
kaldığı bir gece rüyasında, Şeyh’in koynundan çıkan bir hilalin, dolunay haline
gelerek kendi koynuna girdiğini ve göğsünden çıkan bir çınarın büyüyerek bütün
cihanı kapladığını, çınarın gölgesinde dağların, ırmakların, çeşit çeşit ve renk
renk insanların bulunduğunu görür. Rüyasını Şeyh Edebali’ye anlatır ve Şeyh:
“Senin neslin bir cihan devleti kuracaktır. Benim kızım Malhun da sana helal
olmuştur” diyerek, kızını Osman Gazi’ye nikâhlar. Osman Gazi, Şeyh Edebali başta
olmak üzere Kayı beylerinin ve zaman içinde dağılmaya yüz tutan Selçuklu
Devleti’nin mühim beylerinin desteğiyle Bizans aleyhine beyliğin topraklarını
genişletmeye başlar..
Osman Gazi başta olmak üzere Osmanlı sultanları Fatih’in İstanbul’u fethine
kadar Selçuklu Devleti adına hareket ettiklerini ve onun geleneklerini
yaşattıklarını belirtme ihtiyacı duyarlar.. Osman Gazi, istiklalini ilan
ederken, devlet kurma ve idare etme hakkının Oğuzlar’ın Kayı boyuna ait
olduğunu, halbuki Selçuklu’nun Kınık boyundan olduğunu söyleyerek “Devlet,
Kayı’nın hakkıdır. Bu Kınık’ın elimizden aldığı bu hakkı geri alıyoruz” diyerek,
kendisinin de Oğuz neslinden olduğunu hatırlatır..
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra, devletin artık kendi adına
hüküm sürme hakkını kazandığını düşünerek “Han” ve “Hakan” ünvanlarını kullanır.
Osmanlı Beyliği’nin merkezinin Söğüt’ten taşınmasıyla Söğüt adeta unutulur..
Sultan ll. Abdülhamid’e Ermeniler tarafından düzenlenen suikastta muhafızların
hepsi kaçtığı halde bir muhafız yerinden kımıldamaz. Sultan ll. Abdülhamid Han,
muhafızın “Benim vazifem sizi korumaktır Sultanım. Çünkü Söğüt’lüyüm” demesi
üzerine bütün muhafız alayını Karakeçili Aşireti’nden seçer ve Söğüt’e mektepler
inşa ettirir.
19 Eylül 2000 Salı
Gayri resmi bayram
Ertuğrul Gazi’nin 1281 yılında vefatından sonra yörüklerin ve Kayı Boyu
mensuplarının atalarına hürmeten her sene yayladan inme zamanı olan Eylül ayının
ikinci haftasında Ertuğrul Gazi’yi ziyaret ettikten sonra köylerine döndüklerini
ve bunu asırlarca hiç aksatmadan yaptıklarını ihtiyar yörükler anlatıyor.
Köylerden ve yaylalardan atlarla gelen yörükler, yine kendi aralarında
topladıkları buğdayları, odunları ve kesilecek hayvanları Ertuğrul Gazi
türbesine getirirler. Cuma günü Mevlid-i Şerifler okunup, hatimler indirilir,
Fatihalarla dualar edilir. Yörükler kendi aralarında asırlardır yaşattıkları
cirit geleneklerini icra ederler, kız alıp, kız verirler ve nişan yaparlar.
Bütün bu güzelliklerin Ertuğrul Gazi’nin Türbesi etrafında olması Söğüt’te gayri
resmi bir bayram havası estirir.
Hüzünlü yıllar
Cumhuriyet’in kurulduğu yıllardan sonra İsmet İnönü devrinde Ertuğrul Gazi’yi
anmak için yaylalardan inen yörükler büyük sıkıntılar yaşarlar ve ziyaretlerine,
pilav pişirip, hatimler indirmelerine, mevlid-i şerifler okumalarına izin
verilmez. Bu hüzün dolu yıllar Hasan Kayıhan’ın “Beyler Aman” isimli romanında
uzun uzun anlatılır.
1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle yörükler rahat bir nefes
alıp yeniden ataları Ertuğrul Gazi’yi ziyarete gelmeye başlarlar.
1980’li yıllara kadar gayri resmi bir havada devam eden Ertuğrul Gazi’yi Anma ve
Söğüt Şenlikleri, bu yıllarda Söğüt’te kaymakam olan ve sonra uzun dönem Erzurum
Milletvekilliği yapan Mehmet Kahraman’ın teşebbüsleriyle resmi bir hüviyet
kazanır. Bilecik Valiliği ve Söğüt Kaymakamlığı yörüklerin bayramını resmi
kutlamalara dönüştürmek üzere kolları sıvarlar. Ve bayramın adı “Ertuğrul
Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri” adını alır.
Yörükler üzgün
Yörük bayramının resmi bir hüviyet kazanmasından sonra devletin Söğüt’e ilgisi
artar. Ancak yörükler adeta ikinci plana itilir ve ataları Ertuğrul Gazi’yi
rahatça anamaz hale gelir. Daha çok Söğüt, Bilecik, Eskişehir ve çevresindeki
köylerde, kasabalarda yaşayan yörükler, geleneksel kıyafetleriyle akın akın
geldikleri Söğüt’te kimsenin hatırlarını sormadığı ata yadigârıdır. Türbenin
etrafında çok sayıda çadırlar kurarak, geleneklerinin güzelliklerini
ziyaretçilere gösteren ve yaşatan yörükler, devletin şenliklere destek verdiği
halde kendilerini ihmal ettiğinden yakınıyorlar.
Kara çadırlar, kilimler, halılar, yayıklar, gözlemeler ve daha nice tarihten
bugüne akıp gelen gelenek, yörüklerin iftihar kaynakları. Kıyafetlerini
giydikleri zaman yüzlerine ayrı bir asalet, gözlerine, devlet kurmuş olmanın
verdiği mağrur bir ifade geliyor yörüklerin. Çocuklarından en yaşlısına kadar
her yaşta yörük, artık günlük hayatlarında giyemedikleri o tarihi rengarenk
kıyafetlerini Söğüt’te göğüsleri kabararak giyiyorlar. Ancak, kendilerinin
turistik bir malzeme gibi görülmesinden de şikayetçiler. Bu kıyafetleri günlük
hayatlarında da giymek istiyorlar. “Bugün bu kıyafetle dolaşsak bize gülerler.
Ama ecdadımız kaç asır bizim renklerimizi taşımış üstünde. Yaylada veya köyünde
hep aynı güzellikleri yaşatmış” diyorlar.
Kutlamaların resmiyet kazanmasından sonra ataları Ertuğrul Gazi’yi rahatça,
gönülleri istediği kadar ziyaret edip, fatihalar okuyamadıklarını söylüyorlar.
Bilhassa devlet yetkililerinin veya bakanların ziyaretleri esnasında türbe içine
alınmamaktan dolayı üzüldüklerini belirtiyorlar. Çevre köylerden ve kasabalardan
topluluklar halinde Söğüt’e gelen yörükler, kurdukları kara çadırlarda geceyi
geçiriyorlar. Belediye ve kaymakamlık, Söğüt’e gelen resmi sıfatlı misafirlere
konaklama imkanı hazırlamaya çalışırken, ekseriyetle yörükleri unutuyor ve
onlara kalacakları yerleri olup olmadığını sormuyor.
Asırlık köyler yıkılıyor
719 yıldan beri Söğüt’te toplanan yörükler, köylerinin her geçen sene
dağıldığını, işsizlik yüzünden asırlık köylerin yıkılmaya başladığını
anlatıyorlar. Devlet’in Söğüt’teki kutlamalara destek vermesinden memnuniyet
duyduklarını ifade eden yörükler “Bizim, her sene Söğüt’e gelmemiz üzerine bu
şenlikler resmiyet kazandı. Bizler daha çok çevre köylerde yaşayan yörükler
olarak, oturduğumuz yerlerden ayrılmak istemiyoruz. Fakat, geçinmek zorundayız.
Devletimiz, bizlerin derdini dinlerse daha çok sevineceğiz” diyorlar.
20 Eylül 2000 Çarşamba
719. vuslat
Bu seneki Söğüt şenliklerinin hazırlıkları aylar öncesinde başladı; çevre
yolları düzenlendi, şenlik meydanı daha bir güzelleştirildi. Şenliğe gelecek
devlet yetkililerinin kimler olacağı belirlendi. Bu yıl ilk defa İçişleri
Bakanlığı da doğrudan şenliğe destek verdi ve İller Sergisi düzenledi.
Başbakanlık Osmanlı Arşivleri de ilk defa Padişah Fermanları’ndan oluşan bir
sergi hazırladı.
Kutlamalar 8 Eylül Cuma günü başladı. Cuma namazını müteakip Çelebi Mehmed
Camii’nde Ertuğrul Gazi’nin ruhuna ithaf olunmak üzere Mevlid-i Şerif okutuldu.
Tarihi binada fermanlar sergilendi
Yörükler, her yıl olduğu gibi çadırlarıyla, kilimleriyle, tarihi kıyafetleriyle
Söğüt’e gelerek ziyaretlerini yapmaya başladılar.
Aynı gün, çeşitli illerden gelen eserler sergilenmeye başladı ve Padişah
Fermanları da ziyarete açıldı. Abdülhamid Han’ın inşa ettirdiği ve bugün Ticaret
Lisesi olarak kullanılan tarihi binada açılan sergi, Osmanlı padişahlarının
çeşitli devlet yetkililerine gönderdikleri fermanlardan oluşuyordu. Başbakanlık
Devlet Arşivleri, Söğüt ve Bilecik’in Osmanlı tarihindeki yeriyle ilgili özel
bir köşe de hazırlamıştı.
Geçen yıllarda gerçekleştirilen ve önemli ilim adamlarının katıldığı Osmanlı
Sempozyumu, beklentilerin aksine bu yıl yapılmadı. Söğüt’e her yıl gelen
ziyaretçiler, sempozyumun yapılmamasına şaşırdıklarını söylediler.
Bir gizli eser: Ertuğrul Gazi Mescidi
Söğüt’te eski Rum Mahallesi’nde küçük, sadece yaklaşık 30 kişinin namaz
kılabileceği bir mescid bulunuyor. Bu Mescid’in Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’te
yaptırdığı Osmanlı’nın ilk mescidi olduğunu öğrendik. Mahalle sakinleri mescidin
kiliseden çevrildiğini iddia ediyor, ancak girişe asılan bilgide, Mescid’in
Ertuğrul Gazi tarafından Rum Mahallesi’nde inşa ettirildiği, zamanla yıkıldığı
ve 1860’lı yıllarda Çoban Hüseyin isimli bir Söğüt’lü tarafından temelleri
üzerinde aslına uygun olarak yeniden yaptırıldığı yazıyor.
Mescid, mimari olarak küçük bir kubbe ve bir saflık son cemaat yerinden meydana
geliyor. Son yıllarda restore edilen ve tarihi özellikleri biraz kaybolan
Ertuğrul Gazi Mescidi, mütevazı, fakat vakur bir duruşa sahip, etrafı ise
güllerle donatılmış. Minare ve kubbe arasında güzel bir tenasüp bulunuyor. Küçük
kubbeye uygun, soğan kubbeli bir küçük beyaz minare.
Mescidi ilk farkedenlerden biri ise şair ve Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi
mahlasıyla gazetemizde yazılar yazan Dilaver Cebeci. Cebeci, Süleymaniye’deki
Darüzziyafe’yi (Osmanlı Mutfağı) işletenlerden Hayreddin Nuhoğlu ile beraber her
yıl vakit namazlarını Ertuğrul Gazi Mescidi’nde kıldıklarını ve ihyası için
gayret ettiklerini hatırlattı.
21 Eylül 2000 Perşembe
Türbe yanında konser
“Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri” bu yıl ilk defa TRT tarafından adeta
naklen yayınlandı. Cuma akşamı Zeynep Hanlarova’nın da solist olarak yer aldığı,
Türk Halk ve Sanat Müziği konserlerine çok sayıda sanatçı katıldı. Türk
Müziği’nin güçlü seslerinden Serap Mutlu Akbulut’un sahne aldığı konserler
kutlamaların her yıl yapıldığı meydanda gerçekleştirildi. Yörüklerin tören
alanına girmediği konseri daha çok protokol ve yakınları takip etti. Konser,
yörükler başta olmak üzere, halk tarafından Ertuğrul Gazi’nin türbesine çok
yakında verildiği için tepkilere sebep oldu.
Söğüt’te bir Azerbaycanlı
Aynı zamanda Azerbaycan Milletvekili olan Zeynep Hanlarova, bugüne kadar
dünyanın 70 ülkesine gittiğini hatırlatarak “Ancak, ilk defa bu topraklarda
bulunmaktan dolayı çok heyecan duyuyorum. Osmanlı Devleti’nin 700. yılında bu
topraklarda konser verdiğim için iftihar ediyorum” dedi.
Söğüt Kaymakamı Ahmet Mailoğlu, Hanlarova’ya Osmanlı arması hediye etti.
Hanlarova, Osmanlı armasını evinin en “bezekli” köşesinde saklayacağını söyledi.
Aynı akşam konser esnasında havai fişek gösterileri yapıldı.
Cumartesi akşamı daha zengin bir program gerçekleştirildi. Başbakan Yardımcısı
Devlet Bahçeli, Kültür Bakanı İstemihan Talay ve çok sayıda milletvekilinin de
takip ettiği gecede, Mehteran’ın yanısıra, Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk
Müziği Topluluğu konser verdi. Zekai Tunca, Selahattin Alpay, Emin Yağcı,
Armağan Elçi gibi sanatçıların katıldığı konseri yörükler çadırlarından
dinlemeyi tercih ettiler.
Gecenin son konseri yine Genelkurmay’ın Mehteran takımı tarafından verildi ve
büyük ilgi gördü. Şenliklerin bu yılki en hareketli ve göze çarpan kısmı da bu
konserler oldu. Söğüt eski Belediye Başkanı Osman Güneş, Ertuğrul Gazi’yi Anma
ve Söğüt Şenlikleri’nde önceki yıllarda da konserler verildiğini hatırlatarak
“Biz, türbeye uzak olan futbol sahasında konser verdiriyorduk. Böylece hem
yörüklere, hem de Ertuğrul Gazi’ye rahatsızlık vermemiş oluyorduk. Bu seneki
konserler şenliğin asıl sahipleri olan yörükleri üzdü” dedi.
22 Eylül 2000 Cuma
Türkiye’yi buluşturdu
Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’nde bu yıl ilk defa Türkiye’nin tarihi
ve kültürel geçmişi olan iller sergi açtı. İstanbul başta olmak üzere, Bursa,
Edirne, Konya, Amasya, Van, Diyarbakır, Kütahya, Kayseri, Trabzon, Bilecik, Muş,
Bitlis, Manisa gibi illerimizin katıldığı sergide, tarihten bugüne devam eden
Osmanlı kültürünün sürekliliği gözler önüne serildi.
Bu illerimiz Osmanlı’nın özellikle önem verdiği, şehzadelerini vali olarak
gönderdiği illerimiz. Her ilimizin standlarını tek tek ziyaret ederek, kültürel
birikimlerini gördük ve haklarında bilgi aldık. Trabzon, Osmanlı şehzadelerinden
valilik yapanları öne çıkarırken, Kayseri Mimar Sinan’ın heykelini öne
çıkarıyordu. Amasya da, bir şehzadeler şehri olarak dikkat çekiyor ve
şehzadelerin yaptırdıkları eserlerin fotoğrafları ile beraber, yaşayan
gelenekleri ziyaretçilere gösteriyordu. Mevlana diyarı Konya, son yıllarda
hızlanan Destegül Sanat Evi tarafından açılan Türk-İslam sanatları ile ilgili
kurslarda yapılan eserlerle sergiye katılmıştı. Hat, tezhib, minyatür ve
ebruların yer aldığı Konya standı, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken standlar
arasındaydı.
Şeyh Edebali’nin yurdu
Bilecik, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali Hazretleri’nin
tekkesini kurduğu ve medfun bulunduğu küçük bir ilimiz. Bugün nüfusu 20 bin olan
ilimizin standında dikkat çeken en önemli güzellik Zühal Uçaroğlu’nun eşi Eyüp
Uçaroğlu ile birlikte yaptığı ve Osmanlı’nın 700. Yılı’nı anlatan minyatür
çinileriydi. Merkezde Osman Gazi’nin rüyasını anlatan minyatür ve etrafında
devletin kuruluşu, fetihleri, üç cihana yayılışını tasvir eden minyatürler yer
alıyordu. 7 çini, 700. yılı ifade ediyordu. Zühal Uçaroğlu’nun yine çini üzerine
yaptığı Bilecik haritası da bir sanat eseri olarak dikkatleri çekiyordu.
Serginin en dikkat çekici şehirlerinden biri Diyarbakır idi. Dünyanın sanat
eseri olarak en uzun surlarına sahip Diyarbakır, bu surların maketini yapmayı da
ihmal etmemişti. Diyarbakır surlarının maketinin içinde Diyarbakır’daki tarihi
eserlerin maketleri de yer alıyordu. Diyarbakır, ayrıca şehirdeki
tarihi-kültürel konularla ilgili kitaplar ve salnameleri ziyaretçilere hediye
ediyordu.
Kütahya ve Ahmed Yakuboğlu
Çini diyarı Kütahya’nın standında, bu tarihi sanatımızın son yıllardaki en güzel
örnekleri yer alıyordu.
Kütahya’nın Osmanlı döneminde Anadolu Beyberbeyliği’nin merkezi olduğunu
gösteren bir harita büyük ilgi görüyordu. Kültür Müdürü Sadettin Koşar,
Kütahya’nın tarihi eserlerini ve geleneklerini yaşatmak üzere büyük bir hamle
başlattıklarını, bu çerçevede Ahmed Yakuboğlu’nun evini restore ettiklerini
anlattı. Sadettin Koşar, Ahmed Yakuboğlu’nun yaşayan Osmanlı Beyefendisi
olduğunu ve onun eserlerine her zaman sahip çıkacaklarını belirtti.
Osmanlı’nın ilk payitahtlarından Bursa, şehirlerin dervişi olduğunun şuurunda
idi. İznik çinilerini öne çıkaran ve çini çalışmaları yapan sanatçılarını da
sergiye davet eden Bursa İl Kültür Müdürü, İznik çinilerinin aslına uygun olarak
yeniden üretilmesi çalışmalarını yürüten “İznik Eğitim Vakfı”na destek
verdiklerini söyledi.
Bugün fazla gündemde olmayan, kendi dünyalarında yaşayan iki güzel ilimiz de
sergideki yerlerini almıştı: Bitlis ve Muş. Pek fazla tanınmayan iki ilimizin
aslında tarihi manada ne kadar zengin oldukları, geleneklerinin ne kadar canlı
olduğu bu sergilerde gözler önüne seriliyordu. Daha çok fotoğraflarla
desteklenen sergiler, bu illerimizdeki tarihi eserlerin sanat değerini ve
bugünkü durumlarını anlatması bakımından da önemliydi.
Cihanın Payitahtı: İstanbul
Serginin girişi ve eserleri bakımından en çok dikkat çeken standı şüphesiz
İstanbul idi. Revaklı bir girişle süslenen İstanbul standında ziyaretçiler, Hacı
Bekir Lokumu ve İstanbul şarkıları ile karşılanıyordu. Lale Devri’nin Büyük
şairi Nedim’in ifadesiyle İstanbul’un vefasız güzelleri de sergide arz-ı endam
ediyorlardı. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nin gayretleriyle hazırlanan sergide,
İstanbul’un eski ve yeni güzelliklerinden, yaşayan ve yok olan geleneklerinden
örnekler görmek mümkündü. Serginin maksadı, sanki İstanbul’un hâlâ bir “cihan
pâyitahtı” olduğunu isbat etmekti.
23 Eylül 2000 Cumartesi
Şenliğin resmî yüzü
Pazar sabahı saat 08.00’de, Söğüt’ün Çelebi Mehmed Camii, cami ile aynı yaşta
çınarı ve Kaymakam Said Bey Çeşmesi bulunan tarihi meydanında toplanan yörükler,
Mehteran eşliğinde yapılacak olan yürüyüşe hazırlandılar. Devlet Bakanı Başbakan
Yardımcısı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Kültür Bakanı İstemihan
Talay’ın gelişi bu yıl biraz gecikti. Genç, ihtiyar, kadın kız-kızan yörüklerin
o tarihi kıyafetleri ile yürüyüşe hazırlanmaları görülmeye değer bir heyecandı.
Yürüyüşe katılmak üzere meydana gelen bakanların boynuna poşu bağlandı ve sıraya
geçildi. Mehter’in vuruşuyla yürüyüş başladı. En önde cirit ekibi yürüyordu.
Sağa sola selam vererek yürüyen mehterin ardında bütün bir millet yürüyordu
sanki. Türkiye’nin dört bir yanından gelen yörükler, devlet yetkilileri ve
halkın meydana getirdiği yaklaşık bir kilometrelik kortej Ertuğrul Gazi
Türbesi’ne doğru yürüyordu.
Yaklaşık yarım saat süren yürüyüşten sonra devlet yetkilileri Türbe’yi ziyarete
doğru yönelirken, yörükler, tören alanına geçtiler. Devlet Bahçeli, Ertuğrul
Gazi’nin türbesini ziyaret ettikten sonra Türbe Özel Defteri’ne duygularını ve
düşüncelerini yazdı.
Mehteran yine meydanda
Konuşmaların ardından Genelkurmay Mehteran Bölüğü ayakta takip edilen resmi
geçişten sonra konser verdi. Cirit ekibinin geçişi ayakta alkışlandı. Her sene
gösteri yapan cirit ekibi bu sene geçiş yapmakla yetindi. Törende Ankaralı
seymenlerin halk oyunları gösterisi de büyük ilgi gördü. Bilecik, “2. Jandarma
Er Eğitim Tugayı Bandosu’nun çaldığı marşlar eşliğindeki Yörüklerin tarihi
yürüyüşünü bütün protokol ayakta seyretti. Yörüklerin yürüyüşü en önde kız ve
erkek iki çocuğun yörük kıyafetleri giymiş olarak yürümeleriyle başladı ve
binlerce seyirci tarafından ayakta alkışlandı. Bu sene ilk defa Trabzon Halk
Oyunları Ekibi de yürüyüşte yerini aldı.
Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’nin son bölümünde yine konser ve
Kafkas Halk Oyunları Ekibi’nin gösterisi yer aldı. Ardından 719 yıldan beri
pirişilen ve ikram edilen şifalı pilav halka dağıtıldı. Şifalı pilav; 8 ton
bulgur, 4 ton et, 2 ton nohut ve 1 ton yağ ile pişirildi.
Törenlerin sona ermesiyle Söğüt’ten ayrıldık. Yolumuzun üzerindeki yüksek bir
tepenin zirvesinde asırlardır bu toprakların muhafızlığını yapan, Osmanlı
Devleti’nin ilk kadısı ve Şeyhülislam’ı Dursun Fakih’in türbesine çıktık.
Tepenin eteklerindeki Küre kasabası halkı tarafından da her sene şifalı pilav
yapılıyor ve ziyaretçilere dağıtılıyor. Bu yıl Dursun Fakih’in türbesi de
görülmemiş bir ziyaretçi akınına uğradı. Bütün ziyaretçileri şifalı pilav ile
beraber ayran ve üzüm ikram edildi.
Şeyh Edebali’nin türbesi
Osman Gazi’nin kayın atası, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali de
Bilecik’te yüksek bir tepenin başında yatıyor. Türbesi de aynı yerde olan Şeyh
Edebali’nin türbesi de bu yıl çok büyük bir ziyaretçi akınına uğradı. Söğüt’e
gelen ziyaretçilerin büyük bölümü Dursun Fakih’i ve Şeyh Edebali’yi de ziyaret
ederek, türbeye bitişik mescidde namaz kıldılar.
Söğüt’te her sene yaşanan ve bu sene zirveye çıkan kutlamalar, şenlikler ve
Ertuğrul Gazi’yi ziyaret, adeta Osmanlı ruhunun yeniden bu topraklarda harekete
geçişinin göstergesiydi. Bütün yörüklerle beraber, şenliğin müdavimleri
Osmanlı’nın siyaseten ortadan kalkmış olmasına rağmen, fiilen yaşadığını
söylemeden geçemediler. Kültürüyle, geleneğiyle, milli ruhuyla Osmanlı torunları
var olduklarını ve kıyamete kadar da var olacaklarını haykırıyorlardı. Söğüt,
yeniden dirilişin toprağı olma özelliğini koruyordu.