Kuşadası'nın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak
bilinmemekte ise de, Kuşadası yakınında Yılancı Burnu denilen yerde, Efes'e
bağlı 'Neopolis' ismi ile iyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Şehir daha
önce,Pilavtepe eteklerinde, Andızkulesi denilen yerde kurulmuştur.Bir müddet
sonra Bizanslılara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler, ekonomik
bakımdan egemen olmuşlardır. Küçükada, Bizanslılar için kıyıları koruyan bir
ileri karakol idi.Venedikliler ve Osmanlılar tarafından şehir için önemli bir
askeri üs görevini yapan Güvercinada, 1834 yılında büyük bir yenilenme görmüş ve
ünlü kalesi yapılmıştır. 'Kuşadası' adı bu kaleden gelmektedir.1954 yılına kadar
İzmir ilinin bir ilçesi iken,bu tarihten sonra Aydın iline bağlanmış ve büyük
bir gelişim göstermiştir. Yüzölçümü 264 km, Nüfusu 32000 civarındadır. Ulaşım
güçlükleri nedeni ile Kuşadası; Andızkulesi mevkiinden alınarak bugünkü yerinde
'Yeni İskele' adı ile kurulmuştur. Kuşadası'nın adını verdiği Kuşadası Körfezi
ve yakın çevresi,sanat ve kültür merkezleri olarak bilinmektedir ve ilk
çağlardan beri birçok farklı medeniyeti barındırmıştır.
Kuşadası hakkında
Eskiden Menderes vadisinin iskeleleri Ayasuluğ (Efes-Selçuk) ve Balat'tı(Milet).
Ancak her iki limandan da deniz çekilince bölgede yeni bir iskele kurulması
gerekti. Bu olay, Kuşadası'nın bulunduğu yerde gerçekleşti.Ticaret daha çok
Venedik ve Cenova'lıların elinde olduğu için bu yeni iskele ,İtalyanca bir
adla,'Scala Nuova' adıyla anıldı.Burası, konsoloslukları, ambarları ve
tüccarları ile adeta bir tüccarlar kolonisi idi. Müslüman Türkler önceleri,daha
çok, Kuşadası'ndan beş kilometre kadar içeride,bugün Atatürk yolu diye
adlandırılan yolun üzerinde, Pilavtepe eteklerindeki Andızkule denilen yerleşim
yerinde oturmayı tercih ediyorlardı. Kuşadası kenti, bugünkü yapısına aşağı
yukarı 17.yy başında kavuşmaya başladı. Sultan Ahmet 1. ve Sultan Osman 2.
zamanında iki kez sadrazam olan Öküz Mehmet Paşa isimli bir Osmanlı veziri,
Kuşadası kentini surlarla çevirtti. Ayrıca bir han, hamam ve camiyi de içeren
bir külliye inşa ettirdi. Kente bir su şebekesi kurdurdu ve yeni su getirtti. O
zaman surlar içinde kalan Kuşadası, Dağ ve Camiikebir Mahalleri olmak üzere iki
büyük mahalleden oluşuyordu. Camiikebir Mahallesi, düzlükte kurulduğu için dar
ama birbirini dik olarak kesen sokaklardan oluşuyordu. Sokaklar arasındaki ev
grupları, sırt sırta iki evi alacak genişlikteydi. Kuşadası'nda evler,
genellikle sokak üzerindedir ve arka taraflarında da birer avluları
bulunmaktadır. Dağ Mahallesinde evler ve bahçeler basamaklar halinde
olduklarından birbirinin manzarasını engellemezler. Antik Efes kentindeki ünlü
teras evler gibi kademeli sıralanmışlardır.Bu evler tipik Osmanlı evi
görünümündedirler. Çoğunun geniş saçakları ve bağdadi çıkıntıları bulunmaktadır.
Genellikle klasik kiremit çatıyla kaplanmışlardır. Bugün, eski Osmanlı kentini
çevreleyen surlardan da çok az iz kalmıştır. Bu kalıntıların başında kale kapısı
gelmektedir. Kemerli bir geçide sahip kapı, üzerinde yükselen bir kule ile
tamamlanmaktadır. Kapının iç köşesinde eski bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin
tabanını antik bir lahit, yalağını ise yine antik bir kül lahdi teşkil
etmektedir. Çeşme aynasında iki hayrat yazıtı bulunmaktadır. Bunlardan biri
19.yy dan kalma Arap harfli, diğeri ise yakın tarihlerde kazınmıştır ve Latin
harflidir.Bu haliyle çeşme, Kuşadası'nın geçmişini anlatır gibidir. Kent
genişledikçe yukarıda anılan iki mahalleye, Hacı Feyzullah, Alaca Mescit, Camii
Atik,Türkmen Mahalleleri de eklenmiştir. 1960'lı yıllarda büyük bir turizm
potansiyeline sahip olduğu keşfedilmiş; şehir bundan sonra hızlı bir gelişme
göstermiştir. Özellikle son yıllarda, gerek kent içinde, gerekse civarda otel,
motel, kamping, tatil köyü gibi pek çok dinlenme tesisi ve yazlık villalar
yapıldı. Bu arada birde yat limanı inşa edildi ve liman tesisleri de
genişletildi. Kuşadası, bugün Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden
biridir. Bunun nedenlerini değerlendirirken, zengin tarihi çevrenin ve eşsiz
planların varlığının yanısıra, bölgenin iklim koşullarını da belirmemiz
gerekmektedir. Kuşadası, hemen önünde başlayan kumsal kıyıları ile her şeyden
önce bir plaj merkezidir. Tusan, Akyar, Otuzbir, Kadınlar Denizi, Aslan burnu,
Karaova, Güzelçamlı, Büyük ve Küçük Kalamaki, İlyas Ağa, Dipburun, Tavşanburnu
plajları gibi temiz kumsallar kuzey ve güneye doğru kilometrelerce uzar gider.
Kumsal şeritlerinin toplam uzunluğu 20 kilometrenin üzerindedir. Geniş
kumsalların yanısıra derinlikten hoşlananlar için, dalmaya elverişli kayalık
koylar da Kuşadası'ndadır.
Gezilecek Yerler
NEOPOLİS (Yılancı burnu):
Güvercinada'nın biraz ilerisinde, denize uzanan ikinci bir yarımada halindedir.
Antik Neopolis'in Kuşadası'nda ilk yerleşme yeri olduğu ve iyonlar tarafından
kurulduğu sanılmaktadır. Sistemli bir araştırma yapılmamıştır. Görünürde birkaç
duvar kalıntısı mevcuttur.
PANİONİON:
Kuşadası'na bağlı Güzelçamlı sınırları içinde, Davutlar-Güzelçamlı yolu
kenarında, yoldan birkaç yüz metre içeridedir. Tarihte iyon Konfederasyonuna
bağlı 12 iyon şehrinin merkezidir. Ayinlerin ve törenlerin yapıldığı yer
burasıdır.
PYGALE:
Kuşadası'nın 3km.kadar kuzeyinde küçük bir yerleşim yeridir. Kuştur Tatil
Köyünün yanındaki burun üzerinde bulunmaktadır. Agamemnon tarafından inşa
edilmiştir. Dikkate değer bir kalıntıya rastlanmamaktadır.
KALEİÇİ CAMİİ:
Çarşı içindedir.1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa (ölümü 1619) tarafından
yaptırılmıştır. Bu nedenle 'Öküz Mehmet Paşa Camii' adı ile de anılmaktadır.
1830 yılında onarılmıştır. Son cemaat yeri ağaçtan yapılmıştır. Tek şerefeli
minaresi sağdadır. Caminin giriş kapısının kanatları geometrik geçmeler ve sedef
kakmalarla süslenmiştir. Camiyi 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak üzerine bir
kubbe örtmektedir.
ÖKÜZ MEHMET PAŞA KERVANSARAYI:
Kuşadası iskelesi yakınındadır. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa
tarafından yaptırılmıştır. 1966 yılında restore edilmiştir. Deniz ticareti için
yaptırılan bir Osmanlı Kalesi olup, yaklaşık 18,50*21,60m. ölçülerindeki avlunun
etrafını, iki katlı revaklı bir kapalı mekan çevrelemektedir. Kuzeybatı ve
Güneydoğudaki köşelerde, arka taraftan üst kata çıkılan iki merdiven vardır.
Kervansarayın girişi kuzeydedir. 2.96m. enindeki mermer kapı boşluğu, basık bir
kemerle örülmüştür. Kapının sadece bir görünümü vardır. Girişin sağ ve sol
tarafında birer kemerle orta mekana bağlanan iki bölüm mevcuttur. Soldakinin,
arkaya küçük bir kapı ile bağlandığına bakılarak, eşyaların içeri alındığı
emanet bölümü olduğu saptanmıştır. Sağdaki girintinin ise Han'ın giriş ve
çıkışını sağlayan görevlilerin yeri olduğu düşünülmüştür. Avlunun ortasında kazı
ile açığa çıkartılan şadırvan, bugün havuz haline getirilmiştir. Avluyu
çevreleyen çapraz tonozlu her revak bölümünün arkasında bir oda mevcuttur.
Odalarda ocak ve değişik ölçülerde dolaplar vardır. Kervansarayın üstünü düz bir
dam örter. Damın kuzey yüzünde bazı özellikler dikkati çekmektedir. Denizden
gelecek saldırıları önlemek amacıyla, kuzeybatı ve kuzeydoğu yönlerine ayrı bir
önem verilmiştir. Kuzey yüzü dış surlarla birlikte düşünüldüğü için, savunmada
ağırlık buraya verilmiştir. Kervansarayın doğusundan ilçe çarşısına bir kapı
açılır.
MİLLİ PARK:
Samsun dağlarının Ege Denizine uzantısı olan dilek Yarımadasındaki ormanlık
alan, 1966 yılında Milli Park olarak korunmaya alınmıştır. Milli Park 11.000
hektarlık bir alanı kapsamaktadır ve Kuşadası ilçesinin sınırları içinde ve ilçe
merkezinin güneyinde yer alır. İlginç jeolojik ve jeomorfolojik yapısı yanında,
Akdeniz bölgesinde ender görülen bir bitki örtüsüne sahiptir. Bu özelliğinden
dolayı, botanikçilerce yapılan araştırmalarla bilimsel bir değer kazanmıştır.
Milli Parkın sahip olduğu doğal çevre, yakın zamanlara kadar kara yolunun
bulunmamasının da katkısıyla, kimi yaban hayvanlarının da korunduğu bir alan
olagelmiştir. Bu arada soyu yeryüzünde hemen hemen tükenmek üzere olan türlere
de rast gelinmektedir. Bunun en tipik örneği Anadolu Parsıdır. Milli Parkta, çok
sayıda sürüngen,memeli hayvan ve kuş türleri bulunduğu gibi, bu alanın
kıyılarında da Akdeniz'e özgü hemen hemen bütün balık çeşitleri ile deniz
kaplumbağaları yaşama ve çoğalma olanağı bulmuşlardır. Akdeniz ülkelerinde
korunmaya alınan Akdeniz foku da yörenin tipik hayvanlarındandır. Milli Park
alanı içinde bulunan plajlar ve piknik yerleri, ziyaretçiler tarafından Nisan ve
Ekim ayları arasında büyük ilgi çekmektedir. Park,ayrıca doğayı sevenler için
orman içi patikalarda yürüme ve tırmanma olanakları da sağlamaktadır. Park
içinde, İçmeler Koyu, Aydınlık Koy ve Kavaklı Plajının günübirlik kullanımını
kolaylaştıran su, WC, soyunma kabinleri, kır gazinosu, piknik masa ve ocakları
gibi basit yapılar geliştirilmiştir. Doğal dokunun bozulmaması için, geceleme
tesisleri düşünülmemektedir.
KADIKALESİ:
Kuşadası-Davutlar yolunun 10 uncu kilometresinde,dar bir yol üzerinde
bulunur.Venedik ve Bizanslılar tarafından kullanılan bu kalenin bir bölümü 1976
yılında restore edilmiştir
ULAŞIM:
Karayolu:İzmir'den Kuşadası'na, İzmir Aydın yolunun 65 km'sinden, 25km'lik yol
izlenerek yaklaşık 1,5 saatte ulaşılır. Kuşadası-İzmir arası tamamen asfalt
olup, her yarım saatte bir otobüs seferleri vardır.Ayrıca, büyük seyahat
firmalarının temsilcilikleri ve her an Türkiye'nin her iline gitme imkanı
bulunmaktadır. Havayolu:Adnan Menderes Havaalanı ile İzmir'e gelen yerli ve
yabancı turistler, modern karayolu ile Kuşadası'na ulaşırlar. Türk Hava
Yollarının bilet satış acentesi bulunmaktadır. Ayrıca bilet konfirme işlemleri
yapılmaktadır.